Leyla ile Mecnun: İlk Leyla Nasıl Öldü?
Bir arkadaşım geçen gün bana dedi ki, “Beni hiç anlamıyorsun ya, sürekli Leyla ile Mecnun’a takılıp duruyorsun, ya da birilerine o kadar takılırsın ki neredeyse sen de Mecnun’un yerinde oluyorsun.” Ben de kafamı kaldırıp şöyle bir baktım, sonra “Ne yani, Mecnun’a mı benzeyeceğim? O zaman saçımı da uzatayım mı?” dedim. Cevap vermedi, çünkü o da İzmirli, duymamıştı bile. Neyse, lafı çok uzatmayayım, en başa dönelim: Leyla ile Mecnun’un hikayesi, biz gençlerin bir şekilde sürekli kendimizi bulduğumuz, bazen de bulamadığımız, ama hep içten içe anlamlandırmaya çalıştığımız bir serüven. Ama en büyük sorumuz şudur: Leyla ile Mecnun’un ilk Leyla’sı gerçekten nasıl öldü?
Mecnun ve Leyla: Aralarındaki İmkânsız Aşk
Leyla ile Mecnun’u izlerken, içimden hep şu geçiyor: “Vallahi biz de böyleyiz.” Evet, biraz içi kararmış, biraz deliliğe yatmış bir aşk bu. Mecnun’un Leyla için yaptığı o meşhur “aşkın deli hali” zaten hepimizi ekran başına kilitliyor. Ama o zamanlar kimse gerçekten Leyla’nın nasıl öldüğünü tam olarak bilmiyordu. İşte bu soruya biraz farklı açılardan bakmak lazım.
Bir kere, Mecnun gerçekten Leyla’nın ardında koşarken, biraz da kafamız karıştı. Mesela, şu bir gerçektir ki, Mecnun’un bir şekilde aşkı Leyla’dan başka hiçbir şey gibi görmediği bir noktada, biz de düşünmeye başladık: “Ya Leyla bu kadar başkalarına da zor bir insandı, acaba Mecnun gerçekten onu bu kadar sevmiş miydi, yoksa sadece aradığı aşkı bulduğu için mi?”
Hadi bir düşünelim: Birini gerçekten sevmenin ne demek olduğunu sorgularken, aslında sevgili değil de, sadece hayal edilen bir insanı sevmek daha mı kolay? Çünkü ilk Leyla, bize “birini kaybetmek” ve “kendi başına olmanın acısını yaşamak” arasında gidip gelen bir düşünceyi anlatıyor. Bence o, sadece Mecnun’un hislerini tuhaf bir şekilde değil, her izleyiciye yansıyacak şekilde öldü. Peki, o zaman Leyla ile Mecnun’un ilk Leylası tam olarak nasıl öldü?
“Beni bir daha bırakma, bak çok saçmalıyorum, ben de biliyorum…”
Bir gün, bu kadar delice bir aşkın bitişiyle ilgili şöyle bir diyalog geçti aramızda:
– “Leyla seni seviyorum, ya bir şey diyeceğim, sen gerçekten ölü mü oldun?”
– “Evet, ama öldüğümü fark etmedim. Birinden çıkıp başka birine kaymak, tam olarak buna denir herhalde.”
İşte tam da bu an, Mecnun’un korkusunu bir yerden okuyan ilk Leyla’nın gözlerindeki “bak, her şey yolunda, ama hayatı biraz fazla dağınık yaşıyoruz” tavrıydı. Leyla ölürken, her şey biraz daha belirsiz hale geldi. Birinin ölümüne ne zaman şahit oluyorsun? Bu soruyu çok sordum, çünkü her kayıp, o kadar da anlamlı olmuyor bazen. Hayat, senin içindeki o korkuyu ya da kalbinin ağrısını işliyor. Evet, bir zamanlar Mecnun’un deli olmasının nedeni, hep bu düşünceler… Hangi birimiz bir zamanlar delirmedik ki?
İlk Leyla’nın Ölümü: Bir İzmirli Olarak Yaklaşım
Hep derler ya: “Leyla’yı bir kaybeden, sadece Mecnun olamaz.” Benim gibi İzmirli, 25 yaşında, espri yapmaya bayılan bir tip için bu durum çok daha komplike. Neden mi? Çünkü işte, o kaybolan hayal, biraz da bana benziyor. Sürekli, “her şey çok kafamda karışıyor ama bir şeyler yapmam gerek” diye düşünürken, sanki Mecnun’un halini yaşıyorum gibi hissediyorum. Evet, belki o kadar dramatik değil ama, izlediğimiz o “komik dram”da her şeyin üzerine bir hayat gerçekliği bindirilince, işte Leyla’nın ilk ölümünün ardındaki gerçek motivasyonu anlamaya çalışıyorsun.
Mecnun’un aşkı ilk başta hayaliydi, bu hepimiz için geçerli. Ama birinin ölecek kadar delice bir şekilde sevilmesi de biraz bizi ürpertiyor değil mi? İzmir’in soğuk bir akşamında, gece yarısı biraz kafamı dağıtmak için dışarı çıkarken Leyla’nın bu ölümü de aklıma geliyordu: “Hadi, belki de herkesin bir gün öleceği gibi, biz de unutulacağız. Ama hatırlanacağımız şey, ne kadar delice sevildiğimizle ilgili.”
Peki, bizlere mi düştü bu soruyu yanıtlamak? Leyla’nın ilk ölümünü? Yoksa yine Mecnun’un kendi kafasındaki iç sesler mi? Bunu gerçekten birinin anlayıp açıklaması lazım. Ama ben, basitçe şöyle diyorum: Belki Leyla’nın ölümü, sevgilinin yalnızlığını çok fazla içine sindirememekten kaynaklanıyordur. Hani, o sanki kendi içinde bir tür yok olma hali yaşıyor gibiydi.
İlk Leyla’yı Anlamak
Hep derim: “Birinin öldüğünü kabul etmek için, aslında o kişi hala her zaman senin yanında olmalı, sadece fiziksel olarak kaybolmuştur.” Benim gibi sürekli içinden konuşan, sürekli kafasında cümle kuran biri için, Leyla’nın ölümünü anlamak kolay değil. İç sesim bana “Senin yaşadığın deli dolu aşkların hiçbir anlamı yoktu, her şey alışılageldiği gibi basitti.” derken, bu gerçekten de Mecnun’un yaşadığı gibi bir “aşkın ölü hali”ydi. Ben de sonunda “İşte, Mecnun neyse ben de o oldum” dedim, ama o da ne, kimse anlamıyor!
Leyla’nın ölümünü işte böyle anlıyoruz. Ölüm, ne aşkı ne de başka bir şeyin sonu değil. Ölüm, bize sadece kaybolan bir “bizi hatırlatma fırsatı” sunuyor. Çünkü geriye kaldığında sadece anılar vardır ve birinin kaybı, gerçekten de anıların içinde gizlidir.
Sonuç Olarak: Mecnun Hala Hayatta
Evet, sonunda Mecnun yaşamak zorunda kalıyor, çünkü bir insan kaybetmek, biraz da yaşamak demek. O yüzden kimseye böyle deli bir aşk yaşaması gerektiğini söylemem. Ama Mecnun’un durumu da şöyle: Leyla bir kayboluştu, ama bir anlamda herkes bir şeyleri kaybetmeye mahkûmdur. Biraz da işin içinde bu var. Yani, her kayıp bir başlangıçtır; birini kaybetmek, aslında bir şekilde kendi içindeki gücü keşfetmek demektir.
Böylece, Leyla ile Mecnun’un ilk Leyla’sının ölümüne dair düşüncelerim burada sona eriyor. Ama bir şey söyleyeyim: Hayat çok daha karışık bir iş ve Leyla’yı kaybettikten sonra bile, hayatta kalmaya devam ediyorsunuz.