İçeriğe geç

Göktürklerde kadına ne denir ?

Göktürklerde Kadına Ne Denir?

Göktürkler hakkında konuştuğumuzda, çoğu zaman aklımıza büyük bir Türk devletinin savaşçı erkekleri ve kahramanlıkları gelir. Ancak, Göktürk toplumunun kadına bakışını tartışmak, bu devletin kültürel ve toplumsal yapısını anlamak için de kritik bir öneme sahiptir. Göktürklerde kadına ne denirdi? Göktürk toplumunda kadının rolü ve ona yüklenen anlamlar, tarihsel ve toplumsal bağlamda ne kadar derin ve çok yönlüydü? Bu yazıda, Göktürklerde kadına verilen değeri ve dildeki karşılıklarını cesur bir şekilde ele alacak, bu konuya dair tartışmalı noktaları masaya yatıracağız.

Kadının Yeri: Savaşçı mı, Koruyucu mu?

Göktürklerde kadına verilen yer ve rol, hem savaşçı bir halkın hem de ormanlardan, bozkırlara kadar geniş coğrafyalar üzerinde hüküm süren bir toplumun özüdür. Ancak, bu toplumu tanımlarken ve onların kadına bakışını ele alırken dikkat edilmesi gereken en önemli şey, kadının bir insan olarak değil, genellikle bir “koruyucu” veya “yaratıcı” figür olarak tanımlanmış olmasıdır. Kadın, Göktürklerin diliyle “künyü” (kadın) veya “bige” (hanım) gibi sıfatlarla anılmıştır. Kültürel bağlamda, bu isimler kadının yüksek bir saygınlık kazandığı, ama aynı zamanda erkeklerin iradesiyle sınırlı bir sosyal konumda olduğu bir dünyayı da işaret eder.

Bize göre, bu isimlendirme sistemi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini maskeler. Kadınların güçlü, yönlendirici ya da lider konumlarında olamayacağı gerçeği, her ne kadar tarihsel metinlerde birkaç istisna gösterilse de, genel olarak kadının bir süs, bir destek unsuru olarak tasvir edilmesinin ötesine geçemez. Bir dilin nasıl şekillendiğini, kelimelerin nereye yönlendirildiğini görmek, toplumsal yapıyı anlamanın anahtarlarından biridir.

Erkeğin Stratejik Yaklaşımı: Kadın, Korunan Değer

Erkekler tarih boyunca stratejik ve problem çözme odaklı bir bakış açısıyla şekillenmiştir. Göktürklerde de bu bakış açısının izlerini görmek mümkündür. Kadına verilen sıfatlar ve ona yüklenen anlam, büyük ölçüde erkeğin sahip olduğu egemenliği pekiştiren bir anlayışla biçimlenmiştir. Kadın, erkeğin yanında ya da arkasında durulacak bir figürdür. Onun değeri, daha çok bir “korunan varlık” ya da bir “aileyi sürdüren temel taş” olarak tanımlanır. Kadın savaşçı olamaz, lider olamaz; fakat erkek için ona bakmak, onu korumak ve ona hizmet etmek gibi toplumsal bir görev vardır.

Bir erkeğin, kadına olan bakışında pragmatik ve yönlendiren bir yaklaşım da mevcuttur. Oysa kadının, erkekle eşit bir şekilde strateji geliştirmesi, politikada söz sahibi olması beklenmemektedir. Buradaki eksikliği görmek, bu toplumu ve dilini analiz etmek adına önemli bir adımdır. Erkeğin kadına karşı bu koruyucu ve yönlendirici bakış açısının toplumdaki cinsiyet eşitsizliğini nasıl pekiştirdiği sorusu, Göktürklerin toplumsal yapısındaki en büyük çelişkiyi oluşturur.

Kadının Empatik ve İnsan Odaklı Yaklaşımı

Kadınlar, genel olarak empatik ve insan odaklı bir bakış açısına sahiptir. Göktürklerin tarihine bakıldığında, kadınların toplumu düzenleme ve iç huzuru sağlama noktasında da aktif bir rol oynadıkları söylenebilir. Ancak, bu rol genellikle dolaylıdır. Kadınlar, evlilikleriyle, çocuk doğurmakla ve aileyi kurmakla sınırlı bir değere sahiptir. Kadınların güçlerini toplumsal organizasyon içinde kullanmaları, bu toplumda hiçbir zaman ilk plana çıkmamıştır. Kadının gücü, her zaman ikincil bir gücüdür.

Bir erkeğin, kadını “bige” ya da “künyü” gibi kelimelerle tanımlaması, kadının ev içindeki, aile içindeki rolüne verdiği önemin bir yansımasıdır. Burada kadının değeri, yalnızca erkekler ve toplum tarafından onaylanan sınırlar içinde şekillenir. Fakat bu yaklaşımda, kadının bireysel gücü ya da potansiyeli görülmemektedir. Bu durum, Göktürkler için büyük bir sosyal ve kültürel daralmayı simgeliyor.

Eleştiri ve Tartışma: Kadınlar ve Erkekler Eşit Midir?

Peki, Göktürklerin kadına verdiği bu adlandırmalar ve yüklediği anlamlar ne kadar doğru ve adil? Kadınlar, sadece “bige” ya da “künyü” olarak tanımlandıkları toplumsal yapılarla ne kadar güçlü olabilirler? Göktürklerin tarihsel başarıları ve kadının rolü hakkında konuştuğumuzda, bu isimlendirmeler toplumsal eşitlikten ne kadar uzak duruyor?

Bir erkek, kendi stratejik yaklaşımını oluştururken kadınları ikinci plana atarak, onlardan daha az bağımsızlık bekleyebilir. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken şey, toplumsal dinamiklerin ve kültürel normların erkeklerin lehine nasıl işlediğidir. Erkeklerin, tarihsel olarak kendilerine tanınan bu stratejik ve pratik üstünlüklerle toplumsal yapıyı belirlemeleri, kadınları da her zaman sekonder bir rol oynamaya mahkûm etmiştir.

Provokatif Sorular:

Göktürklerde kadına verilen “bige” gibi sıfatlar, kadının güçsüz olduğu bir dünyayı mı simgeliyor, yoksa onurlandırma mı?

Bir kadının “korunan” bir figür olarak tanımlanması, onu aslında toplumun tam ortasında yer almaktan alıkoyuyor mu?

Kadınların empatik ve insancıl yönleri, onları bir toplumda gerçekten güçlü yapabilir mi, yoksa bu tür bir bakış açısı, onları dışlamaya devam mı eder?

Bu soruları sormak, Göktürklerin kadına bakışını yeniden sorgulamamıza neden oluyor. Geçmişin bu derin izlerini bugüne taşırken, belki de kendimize şu soruyu sormak gerek: Gerçekten de kadınlar, toplumsal cinsiyet rollerine hapsolmuş bir şekilde, arka planda kalmayı hak ediyorlar mı?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
ilbet mobil girişvdcasino girişilbet slot oyunlarıhttps://www.betexper.xyz/betci bahisbetcihttps://betci.online/hiltonbet